Sayfalar

Love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

BAZEN

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...



WİLLİAM SHAKESPEARE


Şiir Antolojisi

30 Ocak 2012 Pazartesi

UZANMAK GÖLGESİNE, SOLUK VE DALGIN

Uzanmak gölgesine, soluk ve dalgın,
Güneşten kızgın bir bostan duvarının,
Dinlemek böğürtlen dikenlerinin arasından
Tarlakuşlarının şakımasını, hışırtısı yılanların.

Toprağın çatlağında, burçakotlarında ya da

İzlemek kırmızı karınca dizilerini,
Kâh dağılan, kâh toplaşıveren
Başak kümeciklerinin üzerine.

Gözlemek dallar arasından, çırpınışını

Denizin uzaklarda, pul pul,
Yükselirken ağaçsız tepelerden
Ağustos böceklerinin titreyen şarkısı.

Ve dolaşırken göz kamaştıran güneşte

Hissetmek hüzünlü bir hayretle
Nasıl da benzediğini, hayatın ve acılarının,
Üstü cam kırıklarıyla kaplı
Şu duvar boyunca yürümeye.


Çeviri : Egemen BERKÖZ

EUGENİO MONTALE


Şiir Antolojisi

29 Ocak 2012 Pazar

ÖZLEMEK

Birden özleyiveriyorsunuz...
Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
Ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
Ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
Bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.


Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
Siz çarşaflarınızın arasında,
Bütün tehlikelerden uzak,  
Güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
Usulca ruhunuza sokulup,
Sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
Birer birer ateşleyiveriyor.
İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
Ona dokunmak,
Onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...

Özlemek, o yakıcı istek,
Bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Özlediğiniz ise çok uzaklarda...
Yanında olmasını istediğiniz halde
Yanınızda olmayan bir tek kişi,
Yanınıza bile yaklaşmadan,
Hatta onu özlediğinizden
Ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
Bütün hayatı,
Bütün görüntüleri eritip
Başka kılıklara sokuyor...

AHMET ALTAN


Şiir Antolojisi

23 Ocak 2012 Pazartesi

BİRİSİ

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda...

NAHİT ULVİ AKGÜN



Şiir Antolojisi

12 Ocak 2012 Perşembe

FARK ETMEZ

Zamanı doldurmaksa hayat dediğin
Harcamak istiyorum ömrümü her gün başka bir rüyada
İyi olsun kötü olsun fark etmez

Tecrübelerse hayatı besleyen
Yürümek istiyorum anıları ardımda bırakarak
Hızlı olsun yavaş olsun fark etmez

Anılar izler bırakmaksa çamurlu kaldırımlarda
Yağan yağmurlar silsin istiyorum ne varsa
zor olsun kolay olsun fark etmez

Bir adım ardımda gelecekse dostum
Tükensin istemiyorum günler
Uzun olsun kısa olsun fark etmez

Rüzgârın sesini dinlemekse huzur
Alıp başımı gitmek istiyorum yamaçlara
Uzak olsun yakın olsun fark etmez

Bir lokmayı paylaşmakla çoğalacaksa sevgi
Ağır ağır çiğnemek istiyorum yediğim her şeyi
Acı olsun tatlı olsun fark etmez

Umuda tutunmak sana kavuşmaksa bir gün
Çabalamak istiyorum yolun sonuna dek pes etmeden
Aç olsun susuz olsun fark etmez…


DUYGU SEVİLAY BELİKTAY


Şiir Antolojisi

10 Ocak 2012 Salı

GİBİ

Bir şarkı var dilimde sana söyleyemediğim
Söyleyip de yanlış anlaşılmaktan korktuğum
Gözlerimi kapatınca gördüğüm rüyada
Sana dokununca yok olman gibi


Bir gemi var limanda tam olarak seçemediğim
Yaklaştıkça uzaklaşmasından korktuğum
Tam karaya demirlenmişken ruhum
Kanatlanıp da özgürlüğe uçman gibi


Bir küçük kız var sokakta adını bilmediğim
Yalnızlığımı görmesinden korktuğum
Kahkahalarla gülerken hayata
Yanağımdan yaşların süzülmesi gibi...

DUYGU SEVİLAY BELİKTAY


Şiir Antolojisi

4 Ocak 2012 Çarşamba

ALIŞKANLIK

Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...

Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
'Bana alış' demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir 'ben' yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.

Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...

Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...

Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN



Şiir Antolojisi

ANLARSIN

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın


Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın...


CAHİT KÜLEBİ


Şiir Antolojisi

SANA NE SÖYLESEM ÖMRÜM

Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Sen ki şiirler düşürürdün
Uzun uğultularla akan sulara
Toprağın tuzu, taşın izi olurdun

Ayışığı toplardın güllerden
Gecenin ürpertisinden çocukluğumuza
Kırgın kadınlarımıza yazılarda
Oradan oraya savurduğumuz
Sarılan sarılan yalnızlığa

Şimdi nasıl koysam yerine
Kırılan dalı, örselenen çiçeği
Okşasam usulca, öpsem öpsem
Bulutlarla düşlesem, kuşlarla düşünsem
Şiirle sağaltsam sayrı yüreğimi

Sana ne söylesem ömrüm sana
Sen ki gümüş pullar düşürürdün
Bulanık karanlığa hüznümüzün
Yeniden yeniden kazanırdık umudu
Unutulurdu yenilgi, susardı ölüm



Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Toparlan, kanınla katıl haydi,
Kalan ömrünle, kanayan yanınla
Bir yoğunluğa koy günlerini



AHMET UYSAL


Şiir Antolojisi

ÖPÜŞ TADINDA

Bir şiir
Tek bir şiir yazmalıyım
Uyağı rüzgâr olan
Yağmura bürünmüş soluğu


Bir gün
Tek bir gün kalmalı
Benden kalacaksa geriye
Bir öpüş tadı dudağımda


Ve bir öpüş tadında
Olmalı o şiir de

AHMET UYSAL

Şiir Antolojisi

2 Ocak 2012 Pazartesi

AGORAFİLİYA

Çaresizliğim, sevgimsin.
Çılgınlığım, sezgimsin.
Dört bucaktan bana seslene

Görmediğim her yersin.
Çığlık atmamak için sığındığım
Bu altı dizesin sen

HENRIK NORDBRANDT


Şiir Antolojisi

1 Ocak 2012 Pazar

UÇURUMDA AÇAN

Aşktın sen, kokundan bildim seni
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin
Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin
Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti
Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir
İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir
Aşktın sen, gidişinden bildim seni
Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

Birbirinizi kucaklarken neye yarar
Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri
Diyorum çoğunca evli kadınlar
Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

Bilir misin acaba ne demiş tilki?
Kişi bir anda nasıl çarpılıverir
Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

Ömer ki gölü balığı için değil
Kamışı için vergilendirdi
Ama değnek vurulurken zavallı uğruya
Yüzüne ve neresine değmesin derdi

Selam size büyük durumlar, doruk anlar
Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi
Marmara'dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

Belki de biraz geç rastladım sana
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Ağır uykusu aldatılımış olanın
Ve aldatanın delik deşik uykusu
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni
Kaç gündür adını düşünüyorum
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum.


CEMAL SÜREYA


Şiir Antolojisi

27 Aralık 2011 Salı

VAR

Şu senin bulutsu sesin var ya
Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

Yataklar var konuşmak için

Öpüşmek için telefon kulübeleri

Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,

Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

Tanrılar sofrası amma karanlık

Yiyemem tek lokma yiyemem orda.

Şu senin tutkulu sesin var ya:

Ortak güzellik artı yara izi.

Tutar ellerinden kaldırırsın

Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

Yeni törenler gerek bize

Yeni törenler -kimi zaman en eski.

Dert etme, bütün dilleri içerir

Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

Şu senin dolayık sesin var ya

Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,

İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında.

Kimlik denetimi yaptıktan sonra

Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

Şu senin alçaktan sesin var ya

Pencereler var burnumun kemiğinde sızı,

Aşklar var unutulmamak için,

Boğulmak için ilk sevgili.



CEMAL SÜREYA


Şiir Antolojisi

GÖLGE OYUNU

Gölgeme bak gölgeme
Amma aşık, amma divane
Oturmuş kanepesinde gurbet elin
Kendini seyreder gözlerimde
Amma aşık, amma divane.

Gölgene bak senin gölgene

Amma fakir, amma biçare
Ceplerini elleriyle doldurmuş
Aynı kanepesinde gurbet elin
Amma fakir, amma biçare.

Ya öbür adamın gölgesi, öbür

Amma hinoğlu hin, amma hergele
Ayıp fiiller kuruyor belli
Kulakları toprağın üstünde kocaman
Amma hinoğlu hin, amma hergele.

Gölgelere bak gölgelere

Amma işsiz güçsüz, amma avare
Şarkılara inanıyorlar bütün gün
Hepsi de aynı şarkının insanları
Amma işsiz güçsüz, amma avare... 



CEMAL SÜREYA


Şiir Antolojisi

20 Aralık 2011 Salı

HOŞ GELDİN

O gün geldi sanırım güneşin ışıkları odamda
Bembeyaz perdeler habercisi bu esen mutluluğun
Komşu kadının sesi yankılanırken sokaklarımda
Mahalleye hayat vermekte ıslığı küçük bir çocuğun


Köşe başında bekleyen amca
Ve ağır adımlarla arkasından gelen teyze
Hepsinin yüzünde bir tebessüm
Sanki paylaşmışlar bu huzuru


Yalan izini kaybettirmiş şimdi uzak diyarlarda
Baharımı getirdin sevgilim
Yağmurlarım diniyor dokunduğun yanaklarımda
Açan güneşte parlayan senin yüzün
Gece denize vuran yakamoz seni yansıtır
Aynaya baktığımda yine bir tek sen varsın
Düşünmeyi bıraktım her anı birlikte paylaşalım…

DUYGU SEVİLAY BELİKTAY


Şiir Antolojisi

KANATLARIM

Oldurduğum yerde miyim yoksa hayat mı beni buraya sürükledi
Ne zaman kaybettim yularını zamanın
İçine düştüğüm kuyudan çıkma vakti gelmedi mi?
Oyunlar bitti
Pembe panjurlu evde yalan
Bilet satan amca da yok artık köşe başında
Sokaklar kirli
Sokaklar uzun
Sokaklar taşlı
Sızan ince bir ışığa hasret pencerem
Oysa ne güzeldi kanatlarımın olması
İşte bu yüzden severim kuşları
Özgürlüklerini kıskanırım
Arkalarına bakmadan gidişlerini
Her mevsim başka hayatlardan geçişlerini
Elbet bir gün yuvaya dönüşlerini… 


DUYGU SEVİLAY BELİKTAY


Şiir Antolojisi

19 Aralık 2011 Pazartesi

AŞKIN TARİFİ

Eğer...
Onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
Onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, 
Onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, 
bir akrep kadar hain... 

Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor,
Ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz,
Mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, 
Mahcup somurtuyor Ya da muzip sırıtıyorsa
Ve o, her durduğunuz yerde duruyor, 
Her baktığınız yerden size bakıyor, 
Siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...

Dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, 

En güzel kokusu bedenindeki ter,
En dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
Hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... 

Elmalar pembe,
Kiremitler pembe, 
Gökyüzü, yeryüzü, 
Onun yüzü pembeyse,
Kışlar ilkbaharsa, 
Yazlar ilkbahar, 
Güzler ilkbahar... 
Her şiirde anlatılan oysa...
Her filmin kahramanı o...
Her roman ondan söz ediyor, 
Her çiçek onu açıyorsa...
Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor
Ve o gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
İştahınız kapanıyor,
İştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa,
İştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... 

Eliniz telefonda yaşıyor,
İşaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, 
Dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, 
Vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, 
Konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... 

Kokusu burnunuzdan, 
Sureti gözünüzden, 
Sesi kulağınızdan,
Teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
Hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız... 

Onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
Gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; 
Bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine... 

Uğruna ödenmeyecek bedel, 
Gidilmeyecek yol, 
Vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa...
Nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız
Ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa...
Ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... 
Gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, 
Bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa 
Ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, 
Sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla... 

O halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

CAN DÜNDAR


Şiir Antolojisi


İSTERSEN HİÇ BAŞLAMASIN

İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın  
Onca yaraların ardından  
Yeni bir aşk yaratamazsın 


Örselenmiş bir çocukluk  
İşte benim bütün hikayem  
Kaç sevda geçse de yüreğimden  
Bu yıkıntıları onaramazsın


İstersen hiç başlamasın 
Geç kalmışız birbirimize 
Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl 
Dönemeyiz artık ilk gençliğimize 
İstersen hiç başlamasın 
Söz verelim kendimize. 


MURATHAN MUNGAN

30 Kasım 2011 Çarşamba

OLMASA MEKTUBUN

Olmasa mektubun,
Yazdıkların olmasa
Kim inanırdı
Senle ayrıldığımıza.

Sanma unutulur,
Kalp ağrısı zamanla
Herşeyi unutarak
Yaşanır sanma.

Neydi bir arada tutan şey ikimizi
Birleştiren neydi ellerimizi
Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi
Sevmek birçok şeyi göze almaktır.

Baksana geçmişe,
Ne çok anıyla yüklü
Nerde o taverna,
Nerde sinema

Harcanmış zamanla
Yeniden yaşanmaz ki;
Geç kaldıktan sonra
Arama boşa!

MURATHAN MUNGAN


Şiir Antolojisi

27 Kasım 2011 Pazar

ESKİ ZAMAN AŞIĞI


Ben eski zaman âşığıyım 
Sevda çeker düşünürüm ağlarım 
Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız 
Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım.


Herkes âşık olur sevdalanır 
Bir yolu var gönül çekmenin de 
Benimki sevda değil ateşten gömlek 
Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde


Ama ben eski zaman âşığıyım 
Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden 
Gece hayalimde gündüz fikrimde 
Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden 


OKTAY RIFAT HOROZCU


Şiir Antolojisi